Şebnem Dönmez'in yazıp yönettiği ilk kısa filmi "Adem Elması", bir cinsiyet değiştirme hikayesini anlatıyor. Dönmez ile meslek hayatını, filmini veOnu Türk televizyon izleyicisi kıpır kıpır enerjisi, gülen yüzüyle sabah şekeri olarak tanıdı yıllar önce. Daha sonra sunuculuğun yanında çok sayıda dizi ve filmde oyuncu olarak çıktı izleyici karşısına. Şebnem Dönmez’in bu aralar tatlı bir heyecanı var. Çünkü senaryosunu yazıp yönettiği ilk kısa filmi “Adem Elması” geçtiğimiz hafta görücüye çıktı. Beste Bereket, Vedi İzzi, Hasan Önürdeş’in oynadığı film; cinsiyet değiştirme ekseninde kimlik bulma temasını içeriyor. Tam da bu sıralar gündemde olan bu cinsiyet değişimi konusuna farklı köşeden bir bakış açısıyla yaklaşan Şebnem Dönmez’le filmi hakkında söyleştik. 

Türk izleyicisi seni nerdeyse yirmi yıl önce sabah şekeri olarak tanıdı ve sevdi. Şimdi geriye dönüp baktığında o projeyi, o yıllardaki Şebnem’i nasıl hatırlıyorsun?

Aslında böyle sorulduğunda çok yabancılaşıyorum. Doğal olarak birçok söyleşi böyle başlıyor. Ergenlik dönemlerimin sonuydu o dönemi hatırlamak benim için çocukluğumu hatırlamak gibi, liseye gitmek gibi. Çok uzun zaman geçti ve ben o kadar çok değiştim ki. O dönem benim için çok nötr bir yerde duruyor, insanlar için o dönem benimle ilgili bir referans noktası gibi. Oradaki tatlı, sempatik kız evet benim, ama ben aslında birçok şeyim. 

Fotoğraf: R. Anıl Aydemir
Daha sonra neler oldu Şebnem Dönmez’in hayatında? 

Ben gelişmeye ve öğrenmeye çok açık biriyim, kendimi keşfetmeye başladım, o yolculuğum da devam ediyor hâlâ.

Peki bu filmi yapma düşüncen nasıl oluştu?

Aslında yazmakla ilgiliydi her şey. Yazıyla kendimi ifade etme konusunda bir rahatlığım vardı hep. Çocukluğumdan beri yazmaya ilgim vardı.

Kompozisyon dersi iyi olan öğrencilerdendin yani?

Kesinlikle. Olay aslında şöyle başladı; 2010 Kasım ayında Yekta Kopan’ın Zeynep Özbatur’la birlikte verdikleri Yapımlab’deki yazarlık derslerine katıldım. Yazabilir miyim, ne durumdayım görmek içindi daha çok. Orada yazmaya başladım. Ardından Zeynep Özbatur’un yapımcılık derslerine katıldım. Bir oyuncu olarak o kısım ilgimi çekmeye başladı.

Oyunculuk eğitimi almış mıydın?

Bahçeşehir Üniversitesi’nde oyunculuk yüksek lisansı yaptım. Haluk Bilginer’in Sanat yönetmeni olduğu 2005’te, ilk mezunlar bizlerdik. Nergis Öztürk, Öner Erkan sınıf arkadaşlarımdır. Zeynep Özbatur’un derslerindeki projelerden birinde birden kendimi bir yapımın yönetmeni olarak buldum. O filmi çekmedik ama her şeye hakim olma, planlama, karar verme, insanları idare etme bana kompozisyon oluşturmak gibi geldi. Oradaki proje duruyor hâlâ, onu daha sonra çekeceğim. Ben yavaş ilerliyorum, titiz çalışıyorum. Haziranda yapımcım Murat Şenöy’le çalışmaya başladık, 22 Kasım'da çektik, 26 Şubat'ta çıktı film. 7.5 dakikalık filmi 7.5 ayda ancak bitirebildim. Ama acele etseydim bu kadar memnun kalmazdım, içime sindi sonuçta. “Adem Elması”nı Gülda Şahin’in “İnsan Kendine Eskir” isimli hikâyesinden senaryolaştırdım. Tema dışında her şey değişti, ilk yönetmenliğim olduğu için olaya hakim olmak istedim bu nedenle tek mekanda Tamirhane’de çektik. Hemen ikincisini çekmek istiyorum. Çünkü paylaşmak çok güzel bir duygu, beğenip beğenmemelerinden daha önemli paylaşmak. Beklentisizce yapılan bir şey, benim ruhumdan çıkan, para kazanma amacı olmayan bu duygu bana çok iyi geldi. 

Zorlandığın noktalar oldu mu?

Film çok zor iş aslında, yazarken sadece harfler ve sen varsın. Ama film çok kolektif bir iş. Işık, kostüm, kameraman, oyuncu hepsi bir arada. Ben hep şimdiye kadar kurulan hayallere hizmet ettim ama bu kez benim bir hayalim canlandı. Yapımcım Murat Şenöy’e en baştan beri dedim ki ben teknik olarak çok fazla şey bilmiyorum ama hayal kurmayı biliyorum, sen yanımda ol ama ben zorlanarak da olsa bu işi kendim yapayım dedim. Beğenmediğim umutsuzluğa kapıldığım çok oldu, doğum sancısı gibiydi.

Beste Bereket, Vedi İzzi, Hasan Önürdeş oynadılar filminde. Oyuncu seçimini nasıl yaptın?

Audition yaptım, Beste için değil onu biliyordum zaten, ama Suat karakterini oynayacak oyuncu çok önemliydi benim için. O da zor bir süreçti. Birine olmadı demek, bunu söylemek çok zordu. Sonuçta Vedi çok doğru bir seçim oldu. 

Biraz da filmin konusundan bahsedelim. Bir cinsiyet değiştirme hikâyesi tam da gündemde olan Rüzgar Erkoçlar’ın durumuyla ters köşeden de olsa benzerliği var. 

Evet tesadüf aslında bu. Kendimce de doğru yolda olduğumun bir işareti. Ama cinsiyet değiştirmeden çok bir kimlik bulma, özgürlük arayışı hikâyesi. Özgür ol, içinden geçenlerden zerre kadar utanma ve bunun için gerekirse alıp başını git demeye çalıştım. Bir kimlik filmi bu, kimliğini bulmak adına verilen zor bir karar. Bir kadının evlenip çocuk sahibi olması da böyle. O da yeni bir kimlik kazanıyor ve bu annelik kimliğinden geri dönüş yok, bunun gibi.



Peki Rüzgar Erkoçlar olayını nasıl değerlendiriyorsun?

Böyle bir film çeken biri bu konuda değerlendirme yapabilir mi? Onun tercihini değerlendirmek büyük bir kabalık olur. Ben kimim ki? Herkes nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşamalı.

Nasıl besliyorsun kendini, sana neler esin kaynağı oluyor?

Mesela?

Neler okuyorsun bu aralar mesela? Ya da izlediğinde zihnini açan yönetmenler var mı?

En son Ece Temelkuran’ın yeni kitabı “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”ı okudum, ama bu aralar yoğun olarak Etgar Keret okuyorum. Londra’dayken Hint asıllı sanatçı Anish Kapoor’ un bir sergisine gitmiş ve çok etkilenmiştim. Geçtiğimiz kışı Marina Abramoviç’in etkisinde geçirdim. Bu ara Ursula Le Guin’in dünyasındayım. Ama aslında bana en büyük ilham kaynağım doğa. 

Sinemasını sevdiğin yönetmenler kimler?

Buna isim vermek zor, entelektüel pencereyle yaklaşmıyorum filmlere zaten. Ben filmleri Ayşe teyze gibi izliyorum daha saf duygularla. İzliyorum, oturuyorum, ağlıyorum ya da sıkılıyorum, kapatıyorum.

Bundan sonra hep mutfakta mı göreceğiz seni, oynamaya devam edecek misin? 

Tabii ki oynayacağım. Bu süreçte çok yönlü bir insan olduğumu fark ettim şimdi de bunu keşfetmek istiyorum. 

“Adem Elması”nın geri dönüşleri nasıl oldu? İzleyenlerin yorumları nasıl?

Sana sormak gerek aslında, sen de izledin nasıl buldun filmi?

Ben sevdim, yani o bireyin kendi kimliğini bulmak için her şeyi bırakıp gitmesi, özgür dünyasına adımı perdeden bana geçebildi. Yönetmenin iletisini anlayabildim, bu anlamda bir ilk film olarak başarılı bana göre. 

Çok gey arkadaşım var. Onların izlemesi ve fikirleri benim için çok önemliydi. Hissiyatı doğru aktarabildim mi diye. Beğendiklerini söylediler, bu şahsi bir kıstas tabii. Film sırasında antenlerin açılıyor, sana direk bir şey söylemeseler de anlıyorsun yorumlarını. Çok büyük övgüler yağdıranlar olmadı. Ama senin de dediğin gibi çoğunlukla bir ilk film için iyi buldular.Ben çok şanslıydım aslında bana güvenen iyi bir yapımcıyla ve çok da iyi oyuncularla çalıştım, bundan sonra işim daha zor. 

Bundan sonraki planlar nedir? Bu filmi bir yerlere, festivallere göndermek istiyor musun?

Filmi çekerken Berlin Film Festivali'ne başvuruyu kaçırdık, henüz bitmemişti çünkü film. Berlin bana Cannes’dan daha underground gelir. Fakat 26 Şubat'ta filmin gösterildiği gün, Cannes Film Festivali'ne katılımın son gününün 4 mart olduğunu öğrendik. İlk karşıma çıkan festival bu oldu. Hızlıca alt yazısını hazırladık ve gönderdik. Aslında ilk filmimle Cannes’a başvurmak istemezdim. Ben filmin bu yolculuğunda daha çok insanla tanışmak derdindeyim. Filmmakerlarla yollarım kesişsin onlardan etkileneyim, kendi ülkemin dışında hikâyelerimi paylaşayım, bunu önemsiyorum daha çok. 

Ne zaman belli oluyor sonuç? 

Galiba 18 Nisan'da açıklayacaklar. Yarışmaya hak kazanmak harika olur, ama şart da değil. Ben zaten devam edeceğim film yapmaya. Film yapmak hoşuma gitti ve devam etmek istiyorum, uzun metraja gitsin diye bir derdim yok şu an için. Kısa filmin çok güzel bir tarafı var, kısa sürüyor. Bundan sonra film benden çıktı artık, festivallere gönderiyoruz, bakalım neler olacak. Cannes’dan gelen sonuca göre devam edeceğiz. Artık kendi yolculuğunda film.

O zaman sana bu yolculukta başarılar ve bol şanslar. Zaman ayırdığın için de çok teşekkürler